Diş taşı günümüzde halk dilinde diş tartarı olarak da ifade edilmektedir. Diş taşı birtakım bakterilerin dişlerde uzun süre birikerek, zamanla diş taşının sertleşmesiyle ortaya çıkan dişte oluşan sert yapılardır. Diş ve diş eti sağlığına önem vermeyen bireylerde diş taşı daha çok ve sıklıkla görülmektedir ama ağız ve diş sağlığına önem veren, düzenli olarak diş kontrolünü yaptıran bireylerde çok sık olmamakla birlikte, arada görülmektedir.

Diş taşını engellemek için alınması gereken birtakım önlemler bulunmaktadır. Bu önlemler,

  • Ağız içinde bulunan diş taşı oluşumunu engellemek için mümkün olduğu sürece diş ve ağız bakımına çok önem verilmesi gerekmektedir.
  • Dişlerin her yemekten sonra, düzenli olarak diş fırçası ile mutlaka temizlenmesi gerekmektedir. Diş taşı oluşumunu engellemek için diş taşı temizleyici özelliği bulunan diş macunlarını tercih etmelisiniz.
  • Diş fırçaları ne kadar donanımlı ve özellikli olursa olsun, dişlerin zor erişilecek kısımlarını tam olarak temizleyemezler. Diş fırçalarının dişlerde erişemediği kısımları diş ipi yardımı ile temizleyebilirsiniz. Diş doktorları diş ipinin her fırçalama sonrasında kullanılmasını tavsiye etmektedir. Çünkü dişte temizlenmemiş olan kalıntılar bakterilere ve sonrasında da diş rahatsızlıklarına neden olmaktadır.
  • Diş taşı oluşumunu önlemek için yumuşak şeker ve dişe yapışan yiyeceklerin mümkün olduğu sürece az tüketilmesi gerekmektedir. Bu yiyecekler tüketildikten sonra mutlaka dişler diş fırçası ve diş ipi aracılığı ile iyice temizlenmelidir.

Diş Taşı Temizliği Nedir?

Diş taşı; dişin yüzeyinde ve daha çok diş eti ile birleştiği noktada biriken minerallerin sertleşmesi ile ortaya çıkan bir plakadır. Taş görünümüne sahip bu tabaka, çoğunlukla diş fırçaları ve diş ipleri ile temizlenebiliyor olsa da, yeterince fırçalamama durumunda buradaki tabakanın sertleşmesi, bu şekilde bir temizliği imkansız haline getirebiliyor. Bilhassa diş taşını önlemeye yönelik ağız bakım ürünlerinin kullanılmaması ve elbette dişin yeterince ve doğru fırçalanmaması, sorununun derinleşmesine yol açıyor.

Diş taşı, tek başına bir sorun değilmiş gibi görünse de, aslında bu tabaka bakteriyel etkinlik için son derece uygun bir zemini oluşturuyor. Diş eti hastalıklarında diş taşlarının ciddi etkilerinin olduğu klinik olarak kanıtlanmıştır ki, dişin kendi dokusunun uzun süre korunması noktasında da bunun önemli bir payı vardır.

Diş taşı temizliği; dişin ve diş etinin sağlığın korunması için, dişin diplerinde ve yüzeyinde yer alan mineral tabakasının temizlenmesi uygulamasıdır. Uygulama herhangi bir anestezi ihtiyacı söz konusu olmadan yapılır ve kişinin uygulama sonrasında hayatına kaldığı yerden devam etmesi mümkündür.

Ancak kimi durumlarda, yoğun uygulamalardan sonra derin bir temizlik yapılmış olmasından dolayı, diş etinin zarar görmesi mümkün olabilir. Bu durumda bir veya birkaç günlük hafif acı ve hasiyet olabilir. Düş yüzeyinin de temizlenmesinden ötürü belli düzeyde ortaya çıkan hassasiyet; hassasiyet giderici macunlar ve ağız bakım suları ile azaltılabilir.

Diş taşı temizliğinin herhangi bir yan etkisi veya zararı yoktur. Bilakis bu uygulama diş ve diş etinin korunması için gereklidir. Çok iyi fırçalanmayan ve diş taşı nedeniyle uzun süre enfekte olan bireylerde, diş eti çekilmesi gibi ciddi sorunlarla karşılaşılabilir ki, bunun dışında bir çok sorunla yüzyüze gelmek de mümkündür.

Evsel yöntemlerle diş taşı temizliği bir ölçeğe kadar mümkündür. Ancak kendi ağzımızı yeterince göremeyeceğimiz ve belli noktalara erişemeyeceğimiz için bu temizliği yeterince sağlıklı biçimde gerçekleştiremeyebiliriz. Zaten evimizde diş hekimlerinin kullandığı araçları bulundurma olasılığımız da yoktur. Örneğin; kullanılan kimyasallar ve polisaj araçlarına sahip olmayacağımızdan, diş taşı temizliği için hekime başvurmamız daha doğru bir yaklaşımdır.

Altı aylık periyotlarda yapacağımız düzenli diş hekimi ziyaretleri esnasında, hekim bizi diş taşı noktasında bilgilendirir ve gerekli olması halinde bu müdahalede bulunur. Bu bakımdan diş taşı temizliği de dahil olmak üzere, diğer tüm ağır ve diş sağlığı sorunlarını ekarte etmek bakımından, diş hekimi ziyaretlerini düzenli olarak yapmamızda büyük fayda vardır.

Orta ve uzun vadede ciddi sorunlara dönüşecek diş taşları, kısa bir uygulamanın ardından ortadan kaldırılabilir. Bu sayede daha sağlıklı dişlere sahip olur ve diğer sağlık sorunlarına karşı önemli bir fayda elde etmiş oluruz. Bu noktada diş taşı temizlenirken, dişin dış yüzeyinin de temizlenmesine bağlı olarak, estetik fayda elde edileceği de unutulmamalıdır. Polisaj ile dişin dip kısmı ile üstü arasındaki renk farkı ortadan kaldırılır.

Kimler Diş Taşı Temizliği Hizmeti Alabilir?

Diş temizliği almak için herhangi bir sınırlandırmadan söz edemeyiz. Her yaş grubundaki kadın veya erkek diş taşı temizliği tedavisi alabilir. Ancak elbette diş operasyonlarının hepsinde olduğu gibi bu operasyonda da, uygulamayı kısıtlayan etkenler vardır.

Örneğin; yoğun diş eti iltihapları olan bireylerin diş taşı temizliği hizmeti almadan önce, bu iltihap durumlarının iyileştirilmesi gerekir. Bununla birlikte, diş taşının yoğunluğuna bağlı olarak küçük doku kesileri meydana gelebileceğinden, kişinin harici hastalıklarının olup olmadığı da bilinmelidir. Her ne kadar bu uygulama, zararsız bir uygulama olsa da, duruma göre küçük miktarlarda kanama söz konusu olabilir. Diyabet hastaları, kan sulandırıcı kullananlar ve diğer kan hastalıkları olanların bu uygulamaya başlanmadan önce değerlendirilmesi gereklidir. Bu değerlendirme detaylı bir analiz olmayıp, hekimin vereceği bir karardır. Çoğunlukla bu gibi etkenler risk olarak değerlendirilmez ancak operasyonun gidişatının planlanmasında etkilidir.

Diş taşı genellikle erişkinlerde görülen bir problem olsa da, çocuklar için d  bu uygulamaya ihtiyaç duyulabilir. Hekiminiz sizi bu konuda bilgilendirecektir. Koruyucu diş hekimliği kapsamında bu oldukça önemli bir aşamadır.

Diş Taşı Temizliği Nasıl Yapılır?

Diş temizliği yapılırken, plakanın bulunduğu alana titreşimli araçlarla müdahalede bulunulur. Ultrasonik ses dalgaları ile dişe ve diş etine zarar vermeden biriken tabaka kazınır. Ancak bazı durulmada tabaka diş etinin altında ve daha yoğun olabilir ki, bu durumda, manuel araçlar kullanılarak diş etinin altına ve diş aralarına girilmesi gerekebilir.

Diş taşının temizlenmesinde hekimin tercihine göre bazı kimyasalların kullanılması söz konusu olabilir. Özellikle plaka temizlendikten sonra, polisaj için cila ajanları kullanılabilir. Bu materyallerin herhangi bir riski söz konusu değildir.

Diş taşı temizliğinde genellikle sızı biçiminde bir acı süreci söz konusudur. Bu işlemde hiç acı duyulmayacağını iddia etmek doğru değildir. Ancak bunun dayanılmaz bir acı olmayacağı söylenebilir.

Bazı durumlarda uygulamanın boyutuna bağlı olarak lokal anestezik ürünlerin kullanımı söz konusu olabilir. Yoğun diş taşı birikimi durumunda, diş eti ile diş arasının manuel araçlarla temizlenmesi gereksinimi nedeniyle, anestezi kullanılabilir.

Küretaj gereken durumlarda ise operasyon bir çeşit cerrahi uygulama boyutuna geçer ve birkaç seansı kapsayan uygulamalar gerekli olabilir. Bunun gerekliliği de yine yapılacak muayene ile ortaya çıkacaktır.

Diş Taşı Temizliği Sonrası İyileşme Süreci

Diş taşı temizliği eğer bir cerrahi operasyona dönüşmemiş ise herhangi bir nekahat sürecinden söz edilmez. Ancak diş ve diş eti hassasiyeti ortaya çıkma olasılığı nedeniyle, kişinin ilk 2 saat hiç bir şey yiyip içmemesi, diş taşı temizliği sonrası 24 boyunca ise asitli, sıcak ve soğuk içecek ve yiyecekler tüketmemesi önerilir.

Diş taşı temizliği sonrası hafif sızı devam ediyor olsa da, fırçalama devam etmelidir. Bu tedavi sonrasında birkaç gün diş etleri enfeksiyona açık hale geleceğinden, düzenli fırçalama son derece önemlidir. Operasyon sonrasında düzenli aralıklarla diş kontrolü buradan elde edeceğiniz faydanın uzun vadeye yayılmasına yardımcı olacaktır.

Diş Taşı Temizliği Fiyatlarına Neler Etki Eder?

Diş taşı temizliği fiyatları üzerinde bir çok etken söz konusudur. Yüzeysel taşların temizlenmesi ile yoğun diş taşı temizliği fiyatları elbette aynı seviyede olmaz. Cerrahi gerektiren uygulamalar ve seans süresi toplam dil taşı temizliği ücreti üzerinde etkili olacaktır. Bu konuda kesin fiyat bilgisine ulaşmak için hekiminizle görüşmelisiniz. Burada hekimin kim olduğu ve kliniğin standartları gibi etkenler, fiyatlar üzerinde etkilidir ki, muayene yapılmadan sizin gereksinimlerinizin belirlenmesi de mümkün olmayacaktır. En doğru fiyat bilgisi, hekime başvurularak elde edilebilir.

Diş beyazlatma, dişlerinin renginden memnun olmayan bireylere dişin bütünlüğüne zarar vermeden uygulanan kozmetik bir işlemdir. Yıllar içinde çeşitli nedenlerle (gıda boyaları, ilaçlar vb.) renk değiştirmiş olan dişler ya da kişinin doğal diş rengi, basit bir oksijenasyon işlemi ile bir kaç ton açılarak güzel bir gülüş elde edilebilir.

Diş beyazlatma işlemi, dişlere ve çevre dokulara zarar gelmemesi için kesinlikle profesyonel hekim kontrolü altında uygulanmalıdır.

Diş Beyazlatma Nedir?

Diş beyazlatma; birçok nedene bağlı olarak beyaz dokusunu kaybeden diş minesinin olabildiğinde beyaza yakın bir tona gelmesi için gerçekleştirilen uygulamaların bütünüdür. Bleaching gibi yöntemler kullanılarak diş minesinin hızlı ve ekonomik biçimde beyazlatılması mümkündür ki, bunun yanında gelişen teknolojinin katkısı ile farklı materyaller kullanılarak diş beyazlatma tedavisi uygulanabilmektedir.

Diş beyazlatıcı tedavi prosesleri, uluslararası medikal otoriteleri tarafından onaylanarak klinik boyuta taşınabilir. Bu yöntemlerin klinik düzeyde uygulamasına sadece diş hekimleri yetkilidir. Zaten diş klinikleri tarafından kullanılan materyallerin evsel kullanım için satışı da söz konusu değildir.

Evde diş beyazlatma elbette mümkündür. Bunun için de yine diş doktoru tarafından reçete edilen veya direkt olarak sağlanan ürünlerin, ev ortamında kullanımı söz konusu olacaktır. Ancak hekim tarafından oluşturulan tedavi protokolü; diş macunu ile diş rengi açma işlemlerinden oldukça ileri bir seviyedir.

Diş macunlarının bir kısmında yer alan bazı kimyasalların, diş minesinin dış rengini açmak noktasında belirli düzeyde kabiliyetleri bulunur. Ancak diş minesinin iç beyazlığını kaybetmesi durumunda, bu ürünler yeterli seviyede faydalı olmayacak ve klinik diş beyazlatma tedavisi uygulanması gerekecektir.

Evde diş beyazlatma yöntemleri olarak tanımlanan bir takım uygulamalar da elbette bulunur. Satın alacağınız diş beyazlatma kitlerini kullanarak belli düzeyde fayda elde edebilirsiniz. Ancak bunu yapmadan önce diş ve diş etlerinizde bir sorun olup olmadığından emin olmak için yine de hekim muayenesi uygun olacaktır. Medikal teknolojiler dışındaki araçları da kontrolsüz kullanmamanızda fayda vardır.

Bu arada altı çizilmesi gereken bir diğer husus; beyazlatma işlemlerinin çürük dişlerin rengini iyileştirmek için kullanılamayacak olmasıdır. Çürük dişler canlılığını yitirmiş olmalarından olayı koyu ve hatta siyaha yakın bir renk alırlar ki, bunların eski rengine kavuşturulması için restoratif diş tedavisi uygulamaları gereklidir. Bunun için dişleri beyazlaması noktasında klinik bir inceleme yapılması, size daha doğru fikir verecek sonuçları sağlayabilir.

Kimler Diş Beyazlatma Hizmeti Alabilir?

Diş beyazlatma tedavisini kimler yaptırabilir sorusuna cevap olarak herhangi bir sınır koymak söz konusu değildir. Yetişin yaş grubundaki herkes diş beyazlatıcı uygulamaları alabilir. Ancak burada hekimin kontrolü büyük öneme sahiptir.

Diş eti rahatsızlıkları, diş çürükleri ve diğer yapısal sorunlar bakımından hekimin kontrolü gereklidir. Çürükler ve diğer ağız sağlığı problemleri giderildikten sonra, uygun bir beyazlatma tedavisi uygulanabilir olacaktır.

Kanal tedavisi sonrasında renk değiştiren dişler için dahi, diş beyazlatma için yöntemler uygulanabilir. Bu noktada hekiminiz sizi bilgilendirecektir.

Diş muayenesi yapılan hemen herkes için diş beyazlatma uygundur demek mümkündür. Elbette bunun için diğer herhangi bir rahatsızlığınız olup olmadığının kontrolü yapılmalıdır. Bu da yine hekim tarafından klinik ortamda gerçekleştirilebilecek bir tanı sürecidir.

Bleaching işlemi, yan etkisi olmayan bir uygulama olarak tanımlanır. Ancak her şeye rağmen, yaşı çok küçük çocuklar, emziren anneler ve diğer hastalıkların tedavi sürecinde olanlar için bu uygulamanın yapılması, hekim onayına tabi olmalıdır. Kimyasal diş beyazlatma, fototermal diş beyazlatma veya fotokimyasal diş beyazlatma ayrımı olmaksızın, tüm diş beyazlatma tedavi süreçleri, hekimin gözetiminde yapılması halinde etkin olabilir.

Diş tedavisi süreçlerinde, tek yetkili merci diş hekimleridir. Kozmetik ürünlerin kullanımında elbette sınırlama yoktur ancak diş beyazlatma uygulamalarının klinik düzeyde yapılanlarının hekimin kontrolünde olması son derece önemlidir. Kimler diş beyazlatma tedavisi olabilir sorusunun cevabını da en doğru şekilde diş hekimleri verebilir.

Diş Beyazlatma Nasıl Yapılır?

Diş beyazlatma nasıl yapılır? Sorusunun cevabı klinik ve bireysel olmak üzere iki kısımda cevaplanabilir. Evde diş beyazlatma için kullanılacak klik olmayan yöntemler; diş minesinin dış yüzeyinde oluşan renk bozuklukları üzerinde etkilidir. Diş macunları ve benzeri ürünler, klinik diş beyazlatma tedavisi ile eş değer değildir. Düzenli fırçalama durumunda dahi, zaman içerisinde diş minesinin dokusu renk özelliklerini kaybedebilir ki, bu durumda kozmetik ürünlerin etkili olmayacağı söylenebilir.

Diş macunları ve beyazlatıcı diğer ürünler; diş minesinin dokusu üzerinde etkili olamaz. Bu seviyede etki gösterebilmek için Lazer ve/veya beyazlatıcı kimyasallar kullanılır.

Diş beyazlatıcı uygulamalar, klinik ortamda ve/veya ev ortamında yapılabilir. Klinik uygulamaların tamamının muayenehanede yapılabilmesinin mümkün olduğu gibi; bir kısım tedavi klinikte, devamı evde yapılabilir. Ya da hekimin uygun göreceği araçları evde kullanabilirsiniz. Tedavi uygulamaları şu şekilde sınıflandırılır;

  • Ofis Tipi Diş Beyazlatma
  • Ev Tipi Diş Beyazlatma
  • Kombine diş beyazlatma
  • Özel beyazlatma süreçleri

Ofis tipi diş beyazlatma; klinik ortamda gerçekleşen beyazlatma sürecidir. Kişinin dişleri kimyasal, lazerli kimyasal veya sadece lazer ekipmanlar kullanılarak klinikte beyazlatılır. Ofis tipi beyazlatma uygulamaları, renk değişimi orta ve ileri seviyede olan kişiler için daha uygun bir yöntemdir. Kullanılan araçlar, Fototermal, fotokimyasal veya kimyasal olabilir. Bu sayede ileri düzeyde renk kazanımı mümkün olabilir.

Ev tipi beyazlatma ise kimyasal beyazlatma uygulamaları biçiminde seyreder. Diş rengi çok değişmiş kişiler için bu tedavi yeterli sonucu sağlamayabileceğinden, yapılacak analizle, kombine tedavi veya ofis tipi tedavi yöntemi benimsenebilir.

Yaygın diş beyazlatma yöntemi, kimyasal diş beyazlatmadır. Dişlerle aynı biçime sahip bir kalıp içerisinde beyazlatma kimyasalı konulur ve bu kalıp dişe yerleştirilir. Bu uygulama ev tipi diş beyazlatma süreçlerinde kullanıldığı gibi, ofis tipi ve kombine tedavilerde de kullanılmaktadır.

Lazerle diş beyazlatma olarak bilinen fototermal diş beyazlatma uygulaması kapsamında, kişinin diş minesine uygulanacak kimyasal, lazerle aktive edilerek dişin minesine tesir etmesi sağlanır. Bu yöntem, uygulama sürecine bağlı olarak oldukça etkili sonuçlara ulaşılmasını sağlayabilir.

Kişinin diş renginin hasarına göre, ofiste fotokimyasal olarak alınan tedavinin evde kimyasal olarak devam edebilmesi mümkündür. Bu işleme de kombine diş beyazlatma uygulaması denmektedir.

Diş Beyazlatma İşleminden Sonra İyileşme Süreci

Diş beyazlatma süresi sonrasında belirli bir iyileşme süreci yoktur. Diş beyazlatma tedavisi sonrası süreç, çoğunlukla herhangi bir etki ortaya koymaz. Ancak elbette lazer ve kimyasal kullanımı belirli düzeyde iritasyona sebep olabilir ki, bu etki birkaç gün içerisinde tamamen geçer.

Bu noktada dikkat edilmesi gereken, diş beyazlatma kimyasallarını satın aldıktan sonra hekim kontrolü olmadan kullanılmaması gerekliliğidir. Bu kimyasallar denetimsiz kullanıldıklarında soruna yol açabilir. Bu nedenle, daha uygun diş beyazlatma fiyatları elde etmek için hekim onayı olmadan bu işlemi yapmamanız gerekir.

Diş Beyazlatma Fiyatlarına Neler Etki Eder?

Diş beyazlatma fiyatları üzerinde etkili birden çok sebep söz konusudur. Öncelikle, hangi diş beyazlatma yönteminin tercih edileceği, tüm prosesin fiyat seviyesini ciddi anlamda değiştirir. Ev tipi diş beyazlatma, ofis tipi beyazlatma ve kombine beyazlatma süreç içerisinde kullanılan materyaller ve seans süresi nedeniyle farklı fiyat seviyelerinde ortaya çıkar. Ayrıca kanal tedavisi sonrası rengini kaybeden dişin renk tedavisi elbette çok farklı olacaktır. Tabii bu noktada doğal olarak dişin ne kadar renk kaybettiğinin de sürece etki ettiğini belirtmek gerekir.

Diş beyazlatma tedavisi fiyatları; uygulamayı yapacak hekim ve kliniğe bağlı olarak da değişebilir. Fiyatlar konusunda detaylı bilgi almak için kliniğinize başvurmalı ve hekimin yapacağı muayeneden sonra ortaya çıkacak fiyatları dikkate almalısınız. Açık kaynaklarda belirtilen diş beyazlatma fiyatları gerçekçi değildir, zira herkes için standart bir fiyatlama yapılabilmesi bu tedavi için mümkün olmayacaktır.

Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi, ağız içerisinde yer alan yumuşak ve sert dokularının patolojilerinin tedavi edildiği bilim dalıdır.

Ağız ve diş sağlığı, sağlık açısından oldukça önemlidir. İnsanın yaşamını sürdürebilmesi için aldığı yiyecek ve içecekler ağızdan mideye girmesine bağlıdır. Her insanın sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürebilmesi için ağız ve diş sağlığına dikkat etmeleri gerekir. Dişte oluşan plaklar, tartarlar, diş çürümeleri, ileride büyük sağlık sorunlarına sebebiyet verir.

Ağız diş ve çene cerrahisi, ağız diş çene ve yüz bölgesinde bulunan dokuların medikal ve cerrahi tedavisinin gerçekleştirildiği tıp alanıdır. Ayrıca ağızda görülen hastalıklar, yaralanmalar da ağız diş çene cerrahinin ilgilendiği alanlardandır. Ağız diş ve çene cerrahisi, ağız yapısı ile ilgili birçok sorunun çözülmesine yardımcı olur ve rahatsızlıkların tedavisine bakar.

  • Diş Çekimi,
  • Gömülü diş ameliyatları,
  • Çene ve çevre dokularının kistlerinin tedavisi,
  • Çene tümörleri ve tedavileri,
  • Protetik cerrahi,
  • Çene yüz bölgesi ağrıları,
  • Temporomandibuler eklem bozukluklarının tedavisi,
  • Adontojenik enfeksiyonların tedavisi,
  • Tükürük bezi hastalıklarının tedavisi,
  • Ağız hastalıklarının teşhis ve tedavisi,

Ağız Diş ve Çene Cerrahisinin çalışma alanı içindedir.


Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Hangi Hastalıklara Bakar?

Ağız diş ve çene cerrahisi, ağız ve çenede oluşan birçok sorunun tedavisini gerçekleştirir. Ağız diş ve çene cerrahisinin baktığı hastalıklar şunlardır;

  • Çene kemiği sinirlerini etkileyen hastalıkların tedavisi,
  • Ağız boşluğunda görülen enfeksiyon ve yaraların tedavisi,
  • Yanak, dil, dudak ve diş etlerinde görülen sorunların tedavisi,
  • Çene kemiği kırık ve çıkıklarının tedavisi,
  • Çene kayması ve geriliğinin tedavisi,
  • Gömülü diş, tek diş kökü enfeksiyonlarının tedavisi,
  • Ağız boşluğunda oluşan kanser şüphesi tedavisi,
  • Tükürük bezi hastalıklarının tedavisi gibi birçok rahatsızlığın iyileştirilmesini sağlarlar.

Bunların yanı sıra ağız diş ve çene cerrahisi, gerekli durumlarda estetik operasyonlara da gerçekleştirebilir. Diş ve çene cerrahisi, oldukça geniş bir kategoride hizmet verir. Ağız boşluğunda ortaya çıkan sorunların tedavisi için cerrahi operasyonlarda da bu bölüm hizmet vermektedir.


Çene Ağrısı

Birçok kişide görülen çene ağrısının birçok nedeni bulunur. Çene ağrısı, genellikle kulağın alt kısmında bulunan hareketli eklem kaynaklı bir sorundur. Bu bölgede görülen eklem ağrıları, birçok kişide görülür. Bu gibi durumlarla karşılaşıldığında, ağız diş ve çene cerrahisine başvurulması gerekir. Çene ağrıları, kişiden kişiye farklılık gösterse de genellikle 35 ile 40 yaşları arasında görülür. Sabahları uyanıldığında, yemek yerken, ağrı oluşuyorsa bir diş doktoruna muayene olunması gerekir.


20 Yaş Diş Ameliyatı

20 yaş diş, adından da anlaşılacağı gibi 20’li yaşlarda çıkan diştir. 20 yaş dişi çıktıktan kısa bir süre sonra çürümeye başlar. 20 yaş diş ameliyatı, çok zor bir işlem değildir. İşlem esnasında hastaya anestezi uygulanır. 20 yaş diş ameliyatında, öncelikle gömülü diş üzerindeki yumuşak doku uzaklaştırılır. Ardından sert doku çıkartılıp, yumuşak dokular tekrar birleştirilerek dikilir. Ağız çene ve diş cerrahisi uzmanı tarafından 20 yaş diş ameliyatı gerçekleştirilir.


İmplant Tedavisi

İmplant tedavisi, ağız diş ve çene cerrahisi tarafından yapılır. İmplant yerleştirme, cerrahi bir işlemdir. İmplant tedavisi, ortalama 1 hafta kadar sürer. İmplant esnasında kullanılan malzemelerin kalitesi, ortamın hijyeni, oldukça önemlidir. Günümüzde birçok kişi tarafından implant diş tedavisi eksik dişlerin yerine yerleştirilen yapay diş sayesinde kişilerin daha iyi bir görünüme kavuşması sağlanır. Kişilerin fiziksel sağlığı ve diş sağlığı açısından implant, oldukça önemli bir tedavi yöntemidir. İmplant tedavisi uygulayacak kişileri kemik yapısının, bu tedaviye uygun olması gerekir.


Ortognatik Cerrahi

Ortognatik cerrahi, yüz iskeletinde ve fiziksel bozuklukları düzeltilmesi ile ilgili ameliyatları kapsayan alandır. Bazı kişilerde piksel olarak çene yapılarında bozukluk görülebilir. Bu durum kişilerde çiğneme bozukluklarına ve estetik problemlerin oluşmasına neden olur. Yapılan çene ameliyatları ile kişinin daha iyi bir yüz profiline kavuşmasına ve çiğneme ile ilgili problemlerin ortadan kaldırılmasını sağlar. Yapılan ameliyatlarda, alt çeneye ve üst çeneye aynı anda işlem uygulanabilir.

Amalgam, saf haliyle oldukça toksik bir ağır metal olan cıva içeren alaşımlar için genel bir terimdir. Diş çürüğü dişte delik yaratırsa cıva gümüş, kalay ve bakır ile karıştırılarak dolgu malzemesi olarak kullanılabilir. Diş hekimleri, 1820 yılından bu yana Avrupa’da dolgu çeşidi olarak genellikle amalgam dolgu kullanmaktadır.

Amalgam dolgu (amalgam diş dolgusu) sıklıkla diş kusurları için kullanılır. Amalgam, cıva ve diğer metallerden (bakır, kalay ve gümüş) yapılan bir alaşımdır. En eski diş malzemesidir. Bununla birlikte, toksik cıva nedeniyle tartışmalıdır:

Ağır metalin diğer şeylerin yanı sıra sinirlere saldırdığını ve bunun da sinirlilik, uyku bozuklukları, depresyon ve diğer hastalıklara yol açtığını biliyoruz. Ancak şimdiye kadar, bu tehlikenin bir amalgam dolgusundan kaynaklandığı kanıtlanamadı: Yıllar içinde bir amalgam dolgusundan çok küçük miktarlarda cıva salınabilir ve vücutta birikebilir. Ancak şimdiye kadar, amalgamın bu şekilde sağlığa zarar verebileceğine dair net bir kanıt yoktur – örneğin sinir hasarı, yorgunluk, kronik baş ağrıları veya artan kanser riski şeklinde.

Avantajlar ve Dezavantajlar

Amalgam sadece tedaviden kısa bir süre önce karıştırılır ve daha sonra kolaylıkla dişe yerleştirilebilir. Sadece birkaç dakika sonra sertleşir ve çok uzun bir raf ömrüne sahiptir – rafta genellikle 30 yıla kadar dayanır. Diğer bir avantaj, amalgam dolgunun antibakteriyel etkiye sahip olması ve dolayısıyla diş çürüğünün daha fazla yayılmasını önlemesidir.

Amalgamın bir dezavantajı ise rengidir, gümüş renge benzeyen koyu yüzey doğal diş renginden çok farklıdır, bu nedenle amalgam dolgular genellikle sadece dişlerin görünmeyen bölgesi için kullanılır. Kesici dişlerin ve köpek dişlerinin görünen kısmında ise daha çok diş renginde plastik dolgular kullanılmaktadır.

Amalgam Dolgu Ne Kadar Dayanır?

Amalgam dolgu genellikle 15 yıl kadar dayanmaktadır. Yapılan dolgunun ömrünü yeme alışkanlıkları, diş hijyeni, diş travmaları, dolgu çevresinde çürüme ve uykuda dişleri sıkma gibi faktörler dolgunun dayanıklılık süresini etkileyebilmektedir.

Dolguların diş üzerindeki dayanma süresini birçok etken belirlese de, dolgunun yapıldığı malzeme size bu süre ile alakalı bir fikir verebilir.

Dolgu Türü Dayanıklılık Süresi
Amalgam Dolgu 10-15 yıl
Bileşik Dolgu 5-7 yıl
Seramik Dolgu 10-15 yıl
Cam iyonomer Dolgu 3-5 yıl
Diş dolgularının dayanıklılık süreleri

Amalgama alternatif arıyorsanız, genellikle diş hekiminizden diğer dolgu türlerini isteyebilirsiniz. Ek olarak, diğer dolgular amalgama göre daha az dayanıklıdır ve bu nedenle metal dolgulardan daha sık yenilenmeleri gerekir.

Son olarak, pek çok dolgu çeşidi henüz yeteri kadar araştırılmadı: Eleştirmenler, diğer dolgu türlerine karşı alerji veya diğer istenmeyen reaksiyon riski konusunda uyarıyor.

Dişlerin ve diş etlerinin sağlıklı kalması için düzenli diş bakımı önemlidir. Zaten hasarlı dişler söz konusu olduğunda bile, sağlıklı diş minesinin daha fazla parçalanmasını önlemek ve yeterince sağlıklı gülüşlere sahip olmak için dişlerinize oldukça dikkat etmek zorundasınız.

Amalgam dolgu, diş çürümesinin neden olduğu boşlukları doldurmak için kullanılan bir diş dolgu maddesidir. Amalgam dolgu, sıvı (elemental) cıva ve gümüş, kalay ve bakırdan oluşan toz halindeki bir alaşımdan oluşan bir metal karışımıdır. Amalgam dolgunun yaklaşık yarısı (%50) ağırlıkça cıva elementidir.

Elementel civan, kimyasal özellikleri itibariyle “amalgam”oluşturmak için gümüş/bakır/kalay alaşımı partikülleri ile reaksiyona girmesine ve birbirine bağlanmasına izin verir. Diş hekiminiz, amalgam dolguyu yerleştirirken önce çürüğü giderir ve ardından amalgam dolgusunun yerleştirilmesi için diş boşluğunu şekillendirir. Daha sonra, diş hekiminiz, uygun güvenlik koşulları altında, kapsüllenmiş toz alaşımı, sıvı cıva ile karıştırarak bir amalgam macunu oluşturur. Bu yumuşatılmış amalgam macunu hazırlanan boşluğa yerleştirilir ve şekillendirilir ve burada hızla sertleşerek katı bir dolgu haline gelir.

Amalgam Dolgu Uygulatmadan Önce Neleri Bilmeliyiz?

Diş çürümesini tedavi etmek için hangi dolgu malzemesinin kullanılacağına karar vermek, siz ve diş hekiminiz tarafından yapılacak bir seçimdir. Seçeneklerinizi değerlendirirken amalgam dolgularla ilgili avantaj ve dezavantajları göz önünde bulundurmalısınız.

Amalgam Dolgunun Avantajları

Amalgam sadece tedaviden kısa bir süre önce karıştırılır ve daha sonra kolaylıkla dişe yerleştirilebilir. Sadece birkaç dakika sonra sertleşir ve çok uzun bir raf ömrüne sahiptir – rafta genellikle 30 yıla kadar dayanır. Diğer bir avantaj, amalgam dolgunun antibakteriyel etkiye sahip olması ve dolayısıyla diş çürüğünün daha fazla yayılmasını önlemesidir.

Amalgam Dolgunun Dezavantajları

Amalgam Dolgu, elementel cıva içerir. Bu durum, solunabilen ve akciğerler tarafından emilebilen bir buhar formunda düşük seviyelerde cıvaya maruz kalacağınız anlamına gelir. Bazı mesleki ortamlarda ortaya çıkabilen yüksek seviyelerde cıva buharına maruz kalma, beyin ve böbrekteki bir takım toksik etkilerle ilişkilendirilmiştir. Yeni doğanlarda ve küçük çocuklarda gelişen nörolojik sistemler, cıva buharının nörotoksik etkilerine karşı daha duyarlı olabilir.

Amalgamın bir dezavantajı ise rengidir, gümüş renge benzeyen koyu yüzey doğal diş renginden çok farklıdır, bu nedenle amalgam dolgular genellikle sadece dişlerin görünmeyen bölgesi için kullanılır. Kesici dişlerin ve köpek dişlerinin görünen kısmında ise daha çok diş renginde plastik dolgular kullanılmaktadır.

Hamile kadınlarda ve gelişmekte olan fetüslerinde ve anne sütüyle beslenen bebekler de dahil olmak üzere altı yaştan küçük çocuklarda, Amalgam Dolgu tavsiye edilmemektedir. Civaya maruz kalmak, aşağıda listelenen, potansiyel sorunlara daha duyarlı olan kişilerde daha fazla sağlık riskleri oluşturabilir:

  • Hamile kadınlar ve gelişmekte olan fetüsleri
  • Hamile kalmayı planlayan kadınlar
  • Emziren kadınlar ve yenidoğan bebekleri
  • Çocuklar (özellikle altı yaşından küçükler)
  • Önceden nörolojik hastalığı olan kişiler
  • Böbrek fonksiyonu bozulmuş olan kişiler

Cıva veya dental amalgamın diğer bileşenlerine (gümüş, bakır, kalay) karşı bilinen yüksek duyarlılığı (alerji) olan kişiler. Bazı bireylerin cıva veya diş amalgamının diğer bileşenlerine (gümüş, bakır veya kalay gibi) karşı alerjisi veya başka bir duyarlılığı vardır. Amalgam dolgu, bu kişilerin oral lezyonlar veya başka hassasiyet reaksiyonları geliştirmesine neden olabilir. Diş amalgamındaki metallerden herhangi birine alerjiniz varsa veya başka şekilde bir duyarlılığa sahipseniz, amalgam dolgusu yaptırmamalısınız. Diğer tedavi seçeneklerini ise diş hekiminizle görüşmelisiniz.

Amalgam Dolguda Neden Civa Kullanılır?

Bir Amalgam Dolgusunun yaklaşık yarısı sıvı civadır, diğer yarısı toz halindeki gümüş, kalay ve bakır alaşımıdır. Cıva, alaşım parçacıklarını güçlü, dayanıklı ve katı bir dolgu halinde birbirine bağlamak için kullanılmaktadır.

Amalgam Dolgudaki Civa, Bazı Balıklardaki Civayla Aynı Mıdır?

Hayır. Civanın birkaç farklı kimyasal formu vardır: elementel cıva, inorganik civa ve metil civa. Amalgam dolgudaki civa, civa buharını açığa çıkaran elementel civadır. Balıkta bulunan civa biçimi, bir tür organik civa olan metil civadır. Civa buharı akciğerler tarafından emilir. Metil cıva ise sindirim sistemi yoluyla emilir. Vücut, bu cıva biçimlerini farklı şekilde işler ve civa buharı ve metil civa için farklı tolerans seviyelerine sahiptir. Bununla birlikte, son zamanlarda yapılan bazı araştırmalar, diş amalgamından inorganik civanın ve deniz ürünlerinden elde edilen organik (metillenmiş) civanın vücutta birbirine dönüşebileceğini göstermiştir. Bu durum da, civa çeşitlerinin potansiyel sağlık etkilerini ayırt etmeyi zorlaştırmaktadır.

Amalgam Dolgu ve Biyoakümülasyon Riski

Biyoakümülasyon, vücuttaki organlarda veya dokularda bir kimyasalın birikmesi veya sürekli artan konsantrasyonunu ifade etmektedir. Diş amalgamından ve diğer kaynaklardan (örneğin balık) elde edilen cıva biyolojik olarak biriken bir yapıya sahiptir. Cıvanın çoğu (diş amalgamından veya gıdalardan) elimine edilmesine rağmen, bir kısmı vücut sıvılarında ve böbrekler ve beyin dahil dokularda birikebilir. Bununla birlikte, çalışmalar diş amalgamına bağlı artan cıva seviyeleri ve biyoakümülasyonun hedef organlarda tespit edilebilir hasara yol açtığını göstermemiştir.

FDA, Amalgam Dolgu için Ne Diyor?

Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi/ U.S. Food and Drug Administration (FDA) tarafından son yirmi yılda derlenen bilgiler, diş amalgamından cıva maruziyetinin etkileri, cıva buharı (gaz) için kabul edilebilir maruz kalma seviyeleri, cıvanın vücutta toplanma potansiyeli ve birikme derecesi hakkında belirsizliklere işaret etmektedir.Bunun yanında, herhangi bir dolgunun dayanıklılığı, diş dolgu malzemesi dışında birçok faktöre bağlıdır. Dişlerinizin ve dolgularınızın mümkün olduğu kadar uzun süre dayanmasına yardımcı olmak için, süreciniz; sağlıklı bir diyet, uygun ağız hijyeni ve düzenli diş muayeneleriyle desteklenmelidir. Amalgam dolgunun yararları ve riskleri de dahil olmak üzere tüm tedavi seçeneklerini diş hekiminize danışarak masaya yatırmalısınız.

Amalgam, diş hekimleri tarafından diş çürümesinden kaynaklanan dişlerdeki delikleri kapatmak için kullanılır. Yaklaşık 200 yıldır kullanılan dolgu malzemesi, toz-ince kalay, gümüş ve bakır ile sıvı civadan yapılmış metal içerikli bir bileşiktir. Toz ve cıvanın karıştırılması, birkaç saat sonra tamamen sertleşen ve esnek olan, işlenebilir bir dolgu oluşturur.  Halk arasında bu tür dolgular, çürükleri etkili bir şekilde kapattıkları için genellikle amalgam dolgular olarak da adlandırılır.

Amalgam, kullanımdan kısa bir süre önce pratikte üretilir. El ile üretilmez, iki bileşeni karıştıran ve böylece kullanıma hazır amalgamı sağlayan özel bir cihaz yardımıyla yapılır. Diş çürüğünden tamamen kurtulmuş ve diş hekimi tarafından ayarlanan dişin içindeki zemin deliğine dökülür. Sadece 1 saat sonra yüzey kapanır, 24 saat sonra malzeme tamamen sertleşir ve yüksek çiğneme basıncına maruz kalabilir.

Amalgam Dolgu Güvenli Bir Şekilde Nasıl Sökülür?

  • Sökme işlemi sırasında dolgular soğuk tutulur. Bir amalgam dolgusunun delinmesi muazzam miktarda ısı üretir, bu da tüm çıkarma işlemi sırasında hem buhar olarak hem de amalgam partiküllerinde cıva salınımında çarpıcı bir artışa neden olur. Dolguyu delme sırasında su ve hava ile soğutmak, dolgunun saldığı cıva buharı miktarını önemli ölçüde azaltır. Bu, daha az delme gerektirir, çünkü diş hekimi yalnızca dolguyu parçalara ayırmaya yetecek kadar delme yapar, dolgu daha sonra bir el aleti veya vakum sistemi ile kolayca çıkarılabilir.
  • Sürekli bir hava ve su akışı ile birlikte cıva buharını ve partikülleri yakalamaya yardımcı olan yüksek hacimli bir vakumlu tahliye cihazı kullanılır.
  • Diş hekimi ve asistan için ortalama bir hastadan daha önemli olan ameliyata bol miktarda temiz hava girmesi sağlanır.
  • Lastik bariyer kullanılır. Bir lastik bariyer, üzerinde çalışılan dişi veya dişleri izole eder. Bu, ağızdan solunan cıva buharı miktarını azaltır ve dolgu malzemesinin atılmasını kolaylaştırır. Amalgam parçacıklarının yutulmasını önler. Hasta burundan nefes aldığı müddetçe, çok az miktarda cıva buharı lastik bariyerden geçecektir.
  • Amalgam dolgular genellikle daha sonra kompozit dolgularla değiştirilir.

Amalgam Dolgu Sökme İşleminde Hangi Koruyucu Önlemler Alınır?

  • Lastik baraj: Diş hekimi, tedavi edilecek dişin etrafındaki ağız boşluğunu, batardo adı verilen elastik kauçuk bir bezle kapatır. Bu şekilde, amalgamın çıkarılması sırasında delinerek açığa çıkan diş etleri, mukoza zarları ve yemek borusu yongalardan ve diğer amalgam parçalarından korunur.
  • Düşük hızlı delme veya tüm dolgunun kaldırılması: Saf cıva normal oda sıcaklığında sıvı olduğundan, amalgamdaki Hg bileşenleri biraz daha yüksek bir sıcaklıkta buharlaşır. Deliklerden gelen büyük yerel ısıyı önlemek için alaşım hassas bir matkapla düşük hızda kesilir ve tüm dolgu diş yatağından çıkarılır.
  • Özel altın kaplamalı bir burun maskesi, altın cıvayı hızla bağladığından oluşan buharlara karşı ek koruma sağlar ve böylece hastalarımızın tedavi sırasında cıva buharını solumasını önler.

Hepatit B Nedir?

Hepatit B, aynı isimle bilinen virüs nedeniyle karaciğerde gelişen durum olarak tanımlanabilir. Hepatit B hastalığı, dünyanın her yerinde sıklıkla görülen bir karaciğer iltihabıdır. Hepatit B, özellikle Güney Avrupa, Doğu ve Uzak Doğu bölgelerinde sıkça karşılaşılan bir sorundur. Hepatit B, bu bölgelere kıyasla Batı’da daha az görülmektedir. Türkiye ise Hepatit B açısından orta derecede riskli bir bölgedir.

Hepatit B Belirtileri Nelerdir?

Hepatit B genellikle kendini belli etmeden ilerler. İlk enfeksiyonda hastaların %20’sinde sarılık görülürken kalan %80’lik kısımda belirti görülmez. Belirti vermeden hastalık ilerledikten sonra kronik viral enfeksiyon 10-50 yıl aralığından sonra kendini siroz ya da kanser olarak gösterir. Bu tablolar ancak hastalık çok ilerledikten sonra görülmektedir. Ölüm, en çok siroza bağlı karaciğer yetersizliği ve karaciğer kanseri yüzünden meydana gelir. Bu durumda çözüm ancak karaciğer naklidir.

Hepatit B Nasıl Bulaşır?

Hepatit B virüsü insana çeşitli yollardan bulaşmaktadır. Bulaş; kan, kan ürünleri ve enfekte olmuş olan vücut sıvılarının vücuda girmesiyle olur. Diğer geçiş yollarının korunmasız seks, uyuşturucu kullanımı, sterilize edilmemiş iğneler ve gebelikte anneden bebeğe geçiş olduğu bilinmektedir. Yaygın inanışın aksine Hepatit B; aynı kaptan yemek yemek, öpüşmek ve öksürmek gibi yollarla bulaşmaz.

Ayrıca hastalık iş ve okul hayatı açısından da risk oluşturmaz. Ortak alanların kullanımı Hepatit B virüsünün bulaşması için yeterli değildir. Hastalığın seyri akut ya da kronik olabilmektedir. Ancak bazı kişiler hastalığa yakalansa bile belirti vermeden sessiz taşıyıcılar olabilirler.

Hepatit B Kimlerde Görülür?

Özellikle sağlık çalışanları hepatit B’ye karşı büyük risk altındadır. Bunun nedeni sağlık çalışanlarının gün içerisinde sık sık kan ile temas etmeleridir. Kan alırken iğne batması durumunda hastalık sağlık çalışanına bulaşabilmektedir. Hepatit B taşıyan annelerin bebekleri de risk altındadır. Doğum sırasında bulaş anneden çocuğa gerçekleşebilmektedir. Ayrıca korumasız cinsel ilişkiye girenler de risk altındadır.

Hepatit B konusunda riskli grupta yer alan kişileri aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür:

  • Ortak enjektör kullanan uyuşturucu madde bağımlıları
  • Kan transfüzyonu yapılanlar ve ameliyat olanlar
  • Cerrahi ameliyat ve tıbbi tedavi alanlar
  • Hamile kadınların bebekleri (Anne Hepatit B taşıyıcısı ise)
  • Sağlık personeli/eğitimciler
  • Hemodiyaliz hastaları, hematoloji hastaları
  • Virüsü taşıyan kişinin aile üyeleri
  • Korunmasız ve çok eşli cinsel hayat
  • Erkek homoseksüeller
  • Seks işçileri
  • Vücut deldirme işlemi yaptıranlar
  • Alkol bağımlıları

Hepatit B Tanı Yöntemleri Nelerdir?

Hepatit B tanısı koymak için kan testlerine ihtiyaç vardır. Kan testleri ile virüse ait antijene ve kişideki antikorlara bakılmaktadır. Hastalığın olmaması için ikisinin de negatif sonuç vermesi gerekmektedir. Antikor pozitif çıkıyorsa kişi hastalığı geçirmiş ve tamamen iyileşmiştir. Bu kişiler Hepatit B’ye karşı ömür boyu bağışıklık kazanmış olurlar. Ancak antijen pozitif çıkıyorsa bu kişinin vücudunda hala virüs bulunduğu anlamına gelir.

Eğer antijen 6 aydan uzun süre pozitif kalıyorsa bu kronik enfeksiyon anlamına gelebilir. Kişinin HBsAg değeri pozitif ise kişinin vücudunda Hepatit B virüsü bulunmaktadır. Pozitif değer kişinin Hepatit B aşısına başarılı tepki gösterdiğini; kronik olmayan bir hepatit B enfeksiyonundan iyileştiğini ve bunun yanında ileride hepatit B enfeksiyonuna bağışıklık kazandığını gösterir. HBcAb’nin pozitif olması ise önceden geçirilen hepatit B enfeksiyonuna işaret eder.

Hepatit B Tedavisi Mümkün müdür?

Hepatit B, en uzun tedavi süresi olan hastalıklardan birisidir. Tedaviler bazı kişilerde ömür boyu sürebilmektedir. Hastalığı tamamen geçiren bir ilaç ise bulunamamıştır. İlaç tedavisinin kesildiği durumlarda hastalık şiddetini artırabilmektedir. Özellikle taşıyıcı kişiler yılda 1-2 kez mutlaka sağlık kontrollerini yaptırmalıdırlar.

Bu bakımdan sirozlu ve ciddi kronik hepatitli kişiler doktor danışmadan asla kullandıkları ilaçları bırakmamalıdırlar. Kronik Hepatit B hastalarının senede 1 veya 2 kere ultrason takipleri yapılmalıdır. Bu önemlerin uyulmaması durumunda hastalık şiddetini arttırabilir ve karaciğer yetmezliğine neden olabilir. Bu durumda ise karaciğer nakli tek çözümdür.

Hepatit B Tedavisi Nasıl Yapılır?

Uzun süredir Hepatit B tedavisi için yeni antiviral ilaçlar kullanılmaktadır. Bunun yanında yeni ilaçlar için de çalışmalar hala devam etmektedir. Ancak ilgili tedaviler uygulansa bile hastalıktan tamamen kurtulmak mümkün değildir. Yapılan tedaviler hastalığı yavaşlatmaya ve virüs aktivitesini azaltmaya yönelik olarak yapılmaktadır.

Hepatit B Aşısı Nedir?

Hepatit B aşısı, Hepatit B ile daha önce karşılaşmamış kişilere yapılmaktadır. Özellikle bazı meslek grupları Hepatit B açısından büyük risk altındadır. Bu kişileri aşılama ile korumak mümkündür. Örneğin, sağlık çalışanlarının hepsi önemli risk altında çalıştığı için mutlaka aşılanmaları gerekmektedir.

Bu kişiler, başkalarının vücut sıvıları ile en çok temasta olan meslek gruplarındandır. Bakımevi çalışanları ve öğretmenlerin de diğer insanlarla teması çok olduğundan aşılanmaları önemlidir. Böylece bu kişiler hastalıkla karşılaşsa bile herhangi bir sağlık sorunu ortaya çıkmayacaktır.

Hepatit B Aşısı Nasıl Uygulanır?

Hepatit B aşısı ilk olarak bebeklik çağında uygulanmaktadır. Bebeklerde birinci doz aşısı ilk 72 saat içerisinde uygulanmaktadır. İkinci doz ise bebek 1.ayını doldurduktan sonra uygulanır. Son doz olan üçüncü doz ise 6. ay tamamlandıktan sonra uygulanmaktadır. Ancak anne Hepatit B taşıyıcısı ise ilk dozu bebeğin doğumundan 12 saat içerisinde yapılmalıdır. Sonrasında bu süreç yine 1. ay ve 6. ay sonunda tekrarlanmalıdır.

Yetişkin kişilerin hastalıktan tam olarak korunması için toplam 3 doz aşı olmaları önerilmektedir. Hepatit B’nin aşı takvimi ise Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenmiştir. Ayrıca Hepatit B aşısına ulaşmak oldukça kolaydır. Hepatit B aşısına hastanelerden, sağlık kurumlarından ve aile hekimliklerinden ulaşmak mümkündür. Hastalık taşıyıp taşımadığınızı öğrenmek için Hepatit B testi olmak da önemlidir. Hepatit B testini de aynı şekilde hastanelerde, sağlık kurumlarında ve aile hekimliklerinde yaptırabilmek mümkündür.

Hepatit B Hastaları Nelere Dikkat Etmelidir?

Hepatit B hastaları ilaç tedavilerinin yanı sıra beslenmelerine de dikkat etmelilerdir. Bu kişiler alkol almamalı ve bitkisel çözümlere yönelmemelidirler. Özellikle fazla tuzlu yemekler tercih edilmemelidir. Kişide kilo sorunu varsa düzenli egzersiz ve uygun bir beslenme düzeni gerekmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki hiçbir sebze ve meyve hastalığı geçirmeye yaramayacaktır. Özellikle enginar, karaciğere fazla tüketildiğinde zarar verebilir. Karaciğer hastalıklarında filtre kahvenin karaciğere iyi geldiği bilinmektedir.

Bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullanan hastalarda Hepatit B alevlenebilir ve önemli ölçüde karaciğer hasarına yol açabilir. Organ nakli yapılmış kişiler, kanser ve lösemi hastaları da bu bakımdan risk altındadır. Ayrıca kronik romatizmal hastalığı ve kronik bağırsak hastalığı olan kişilerde de Hepatit B yıkıcı sonuçlara neden olabilmektedir. Bu kişilerde izlenecek olan tedavi diğer hastaların tedavisinden farklı olarak yapılabilir. Tedaviler uzun süreli ve koruyucudur.

Hepatit B Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Hepatit B Taşıyıcısı Kime Denir?

Erişkin hastaların ortalama %10’unda kandaki virüs temizlenemez. Çocuk hastalarda ise bu oran %90 civarındadır. Bu durumda bu kişiler virüsü taşırlar ve başkalarına bulaştırırlar. Bu kişilere Hepatit B taşıyıcısı denmektedir. Görünüşte hiçbir sağlık sorunu belirtisi vermeyen kişiler vücut sıvılarıyla hastalığı diğer insanlara bulaştırırlar. Hepatit B taşıyıcılarından bazılarında kronik hastalık gelişmektedir ve bunun sonucunda siroz ve karaciğer kanseri görülebilmektedir.

Hepatit B Kronik Hastalık Varsa Ne Yapmak Gerekir?

Bu durumda virüs kişinin vücuduna çoktan girmiştir ancak kişide bağışıklık gelişmemiştir. Bu kişiler uzun seneler boyunca gerekli önlemleri alarak normal hayatlarına devam edebilirler. Ancak bu durumda doktor kontrolünde bulunmaları şarttır. Zaman zaman yapılacak olan bazı tetkikler ile durum kontrol altına alınabilir. Ancak bu kişiler hastalığı başkalarına bulaştırma riskleri olduğunu hiçbir zaman unutmamalıdır.

Hepatit B Hastaları Spor Yapabilir mi?

Hepatit B hastalarının spor aktivitelerine katılmalarının hiçbir sakıncası yoktur. Bu kişiler spor gibi aktivitelerde diğerleri için risk oluşturmazlar. Ayrıca okul ve iş hayatlarında da risk söz konusu değildir.

Hepatit B Aşısı Koruyucu mudur?

Hepatit B aşısı hastalıktan korunmak için en etkili yöntemdir. Aşı takvimine göre uygulanmış olan 3’er dozun ardından kişiler oluşan antikorlar sayesinde hastalığa karşı ömür boyu korunacaklardır.

Hepatit B Ölümcül müdür?

Sağlıklı taşıyıcıların senede 1 veya 2 kere kontrollerini yaptırmaları şarttır. Bunun yanında ilaç tedavisi gören kişiler ilaçlarını kullanmayı doktorları söylemediği sürece bırakmamalıdırlar. Bu durumda siroz ya da karaciğer kanseri gelişebilir. Siroz da karaciğer kanseri de ölümcül hastalıklardandır.

Güzellik Merkezlerinden Hepatit B Bulaşır mı?

Hepatit B hastalığı, kişiden kişiye vücut sıvıları ile bulaşmaktadır. Ortak kullanılan manikür ve pedikür aletleri Hepatit B’nin yanında viral enfeksiyonlar ve mantar hastalıkları açısından da risk teşkil etmektedir. Güzellik merkezlerinde kullanılan aletler kesik ve sıyrıklara neden olabilir.

Başka kişiler için de bu aletlerin kullanılması durumunda hastalık diğer insanların kan dolaşımına girebilir. Bu yüzden manikür ve pedikür setleri kişiye özel olması gereken eşyalardır. Güzellik merkezlerinde tek seferlik manikür ve pedikür setleri tercih edilirsiniz ya da kendi setinizi yanınızda götürebilirsiniz.